Ölüm ve yaşam … Ölüm de yaşamın bir parçası … Ölümden neden korkayım ki ? Ruhum zaten ölümsüz … Beden mi ??? Tüm sıkıntıları ve kederleri, hayatın zorluklarının yarattığı o stabilize kargaşayı, aklın bağşettiği ödevleri ve görevleri ve yaşamak adına önüne çıkan her engeli aşma umuduyla taşıdığımız tonlarca yükü taşıyan şu nesnel şey mi ? İşte o korkuyor olabilir!!!
Dünyalık işlere koyulmuş ne yaptığını bilmiyor o da kimi zaman .Ya ruh bana küsüp giderse diye korkuları var ve tüm çabası barışık bir düzen. Ölüm ve yaşam, beden ikilileri arasında ikilemsiz. Beden ne yapar ne anlamsız bir enkaza dönüşür bu güzel ve can alıcı ruh olmasa, ruh anlamını yitirir bu dünyada bu bir deri bir kemik beden olmasa.
Manevisel sezgiler uyarı niteliğindedir. Ruh ve bedenimiz, yaratanın bize sunduğu acı tatlı ama herkesin bildiği üzere eninde sonunda bitecek olan bu hayata karşılık belli başlı görevlerimizi yerine getirmeye çalışır, emrolunduğu üzere iyisiyle kötüsüyle. Bu emirleri dosdoğru yapmaya çalışmalı ve savaşmalı ruhun bedeni bırakmaması için, bugünün işini yarına bırakmayarak. Yarın her şey çok geç olabilir.
Bu basit denklemi çözmenin yolu, Ruhun derinliklerinin düşlediği her şeyi bir direktifmişcesine bedene ileten kanalları doğru kullanmaktan geçiyor ve tabi ki bu yol zorluklarla dolu ama geçmesini bil ve gerekli tüm önlemleri, eylemleri yaptıktan sonra tevekkül etme erdeminin hazzını tat. Her şey istediğin gibi gelişmese de , ruh ve beden sentezinde önemli bir adımdır sen sen olma yolunda …
Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için tırnakları aşındırarak çalışmalı bedeni ferah tutmalı, yarın ölecekmiş gibi maneviyat en üst noktasına ulaştırmalı ve ruhu refaha erdirmeye çalışmalı insan … Budur hayat görüşünün kalanlarının dışa vurumu …
Bu kalanlardır insanın hayat görüşünü sağlam ve dimdik ayakta tutan …
Ben mi ? İmamın dediğini yap, yaptığını yapma !!!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder