Aşkın Son Taksidi





          Zamansız bir başlangıçtı bizimkisi.. Gelişinle hatırlattıkların, benim umutla beklediklerimdi..
Gelişinde cesaret vardı tıpkı gidişinde olduğu gibi..
          Annenin yeni doğmuş bir bebeğe öğrettikleri gibiydi, aşkın hayata dair öğrettikleri. Oturduğum bankın bulunduğu parkta, anneler hep çocuklarının yanı başındaydı muzurluk hatta davranışsal hatalar yaptıkları halde fakat sen yoksun yanımda. Eğer annenin çocuğunu sevdiği gibi sevseydin beni yanımda oturuyor olurdun şuan..
           Sen yalnızlığa koşarken beni de büyük bir yalnızlığa ittin. Korkum yalnızlık değil, giderken umutla beklediklerim de gidiyordu seninle beraber.. Sanırım gidelim mi kalalım mı derken her ikisine de geç kaldık. Oysa İnanmıştım sana ve umutla beklediklerime. Neyse ki puslu ve karanlık yollar bize kaybolma özgürlüğü verir ne de olsa..
          Rüzgarı bilirsin, eser ve yanıbaşından çeker gider uzaklara. Keşke sen de bir fırtına gibi, beni benden alıp darmadağın etmeden  rüzgar gibi esip gitseydin yalnızca ruhumun yakınından. Bir çığ gibi uçurumdan aşağıya sürüklüyor beni hayat. Uçurumun yüksekliğinin uzun olması çözüm değil ölümü yok etmez sadece ölümü geciktirir.
          Aşk hep kaybeder. Şans yüzüme değil hep arkamdan güler. Maşuk, beni sever ama sevmezden gelir, bu yüzden ne iyileşirim ne de ölürüm.
          Biz bu aşkın son taksidini ayrılık olarak ödedik. Ayrılık ya da adı her neyse bununla baş edebilmek için bir kaya gibi sağlam ve sarsılmaz olmak gerekir. Belki de bazı ayrılıklar güçlü kalabilmenin bir sebebidir. Güçlü bir vücuda sahip olmak için spor yapmak, güçlü bir ruha sahip olabilmek için hatalarla yüzleşmek gerekir..
          Belki bir gün özlersin ve kafanı yastığa koyduğunda, uyku öncesi bu sözlerim aklına gelir..
          Unutmayı Sevme, Sevmeyi Unutma..

Çıkmaz Sokak



          Birbirini göremeyen iki suretti aşkımız artık çıkmaz sokaklarda. Yanyana fakat birbiriyle kesişmeyen çıkmaz sokaktık senle ben. Sesimizi duyuyor ve birbirimizi hissediyorduk fakat belki binalar belki ağaçlar belki de tüm stabilize varlıklar ve duygular, engel oluyordu elimizin elimizi çözülmeyecek düğümle tutmasına, kalbimizin kalbimize sıkıca sarılmasına, hayatlarımızın tüm gücüyle diğer hayatlarla kavgaya tutuşmasına..

          Çığlık çığlığaydı haykırışlarımız ve aşk yakamıza yapışmıştı adeta, özlem duygusu işin içine girdiği vakit çıkamaz olmuştuk bu buhrandan. Haykırışlarımızı, aşkımızı ve birbirimize duyduğumuz özlemi pi sayısıyla çarpıp çıkan sonucun karekökünü alan yaşam, bizi tümden gelip tüme varan bir insan ya da adını bilmediğimiz yahut adını koyamadığımız bir olgu mutasyonuna çevirmeye ant içmişti sanki. Birbirimizi ararken sarfettiğimiz çaba bizi bitkin bir yabancıya dönüştürmüş, bağırış ve çağırışlarımız yerini yakarışlara bırakmıştı. Artık duyamıyorduk birbirimizi ya da tıkamıştık kulaklarımızı kimbilir fakat duymamıza mani olan herneyse ondan geriye saymaya başlamış ve yenilmemizi izlemeye gelen insanlara dönüp sağ elini en yükseklere kaldırıp, kibirli bir şekilde insanları selamlamayı başarmıştı yüzündeki o ukala ve ikiyüzlü gülümsemesiyle..

          Aşkı vaaz edenler hep aşkı kaybedenlerdir. Vasat insanların yaşamları ve aşkları da vasattır. Bizim yaşamaya kıyamadığımız yaşamımızı, gelişigüzel bir kenara fırlatıp, yıllarca çatı aralarında unutulmuş bir sandalye yahut tozlu raflarda sırasını bekleyen yapayalnız bir kitap gibi sıradanlaştırmıştı bu yaşama stabilize bir şekilde hüküm sürmeyi adet edinmiş insanlar ve hayatlar.

          Bu kalabalık şehirde artık yalnızlığı seveceğiz ikimiz de. Aşk iki kişilik olmaktan çıktı artık. Kalp kan pompalamaktan bile aciz duruma düşmüş ve insanlar, mutsuzluklar üzerinden mutluluk rantını kapmak için mahşer yeri kalabalığında birbirini ezmeye başlamışsa eğer, aşk hayata karşı savaşı kaybetmiş ve bizim savaşımız, çabamız boşunadır olmayacaktır hiç birşey elimizde kayda değer..

          Çıkmaz sokaklarda bir duvar yerine açılır bir kapı çıkarsa karşına eğer işte o zaman seninle olamamanın ızdırabından ve sensiz geçen günlerin verdiği kederden ölmeye değer. Fani dünyada baki sevgimize..

Ölüm Sana Hiç Yakışmadı S.E.




          Haziranın ilk haftası sözleşmiştik halbuki.. Ölüm sana hiç yakışmadı.
          Yaşarken söylediklerin hayat dersi niteliğindeydi, ölümün de ansızın geldi ve bize yaşamla ölüm arasında o çizgiyi öğretmiş oldun böylelikle. Hiç unutmam, bir gün demiştin ki bana; niye testinin şekliyle ilgilenip oradan oraya savrulasın ki, bırak testinin şeklini, suyu ara! Onlarca sayfa yazılabilirdi belki de bu cümlenin üstüne..
          Aşk ve sevgi doluydu yüreğin.. Bu iki konu mevzu bahis oldu mu gözlerin ışıldar, aşkın anlamını insanların anlamsızlaştırdığından yakınır ve öyle aşklar vardır ki ateşler bile yakamaz o aşkı, çünkü o maşuğun içindeki yangın alevlerin bile canını yakar derdin.
          Hayat doluydun ve ona sımsıkı bağlıydın. Yaşına, çelimine bakmadan ailenin tüm sorumluluğunu üstlendin. Omuzlarının kaldıramayacağın yükleri sırtladın omuzuna fakat bundan hiç şikayetçi olmadın ve o güzel gözlerin, saçtığın gülücükler hep pozitif enerji saçtı etrafına. Aileni birarada tutmak için savaştın fakat ölümün de talihsiz bir şekilde ailenin elinden oldu.
          Benim ailem herşeyim onlar benim canlarım işte ben o yüzden ölemiyorum dedin,  can damarından vurdu felek. Benim asıl güzelliğim kalbimin güzelliği, kalbim benim senedim, ben kalpsizlerden olamam dedin, kalbinden vurdu seni kader. Restin en asil halidir suskunluk dedin, sonsuz bir suskunluğa itti seni hayat..
          Sen artık bir meleksin selinim, ağlamıyoruz kanatların ıslanmasın diye. Unutma ki, olur da bir gün yeryüzüne inip bizi ziyaret etmeye karar verirsin diye, kapımız penceremiz hep senin için açık kalacak ve kalbimizin perdeleri senin için hep güzel ve hep sevgi dolu olacak..
          Artık tüm dualarımız seninle.. Ne seni ne de o güzel ve içten gülüşünü unutmayacak kimse.. Nur içinde yat Selin ERFINDIK..

İlk Aşkım





        Bizi doğurdu, yemedi yedirdi, içmedi içirdi ve üstelik 9 ay karnıda taşıdı. Annelerimiz bu fedakarlıkları yaparken henüz biz çok küçüktük. Büyüdük birşeyler değişti mi peki, kesinlikle hayır hala el üstünde tutuyorlar ve bizi büyük bir aşk ve şevkle sürekli kol kanat geriyor, biz farkına varalım ya da varmayalım şefkat dolu gözlerle izimizi sürüyorlar.
         
         Ben hem anneler gününü hem de sevgililer gününü annemle beraber kutluyorum çünkü hem annem hem de aşkım. Ben annemin ilk göz ağrıyım, o da benim ilk aşkım. İlkler unutulmazdır. Bizi, ilk kez büyük bir aşkla ve sevgiyle kucaklayan, geceleri bizim için uykusuz kalan, en ufak bir homurdanma olmadan her işimize koşan annemiz ilk aşkımız olmayı da hakediyor. Anneler sevgiliniz gibi trip atmaz. Eve gelirsiniz yemek hazırdır. Ders çalışırsınız, hasta olursunuz ya da en basiti yorgunsunuzdur yediğiniz önünüze yemediğiniz arkanıza gelir. Ama bazen siz bir annenize bir bardak su getirmekten yoksunsunuzdur. O buna aldırış bile etmez unutur gider. Sevgiliniz yeri gelir bir yıl önce şunu yapmıştın hatırladın mı der donar kalırsın. Trip atmadan, her türlü olumsuzluğu unutma yolunu giderek karşılıksız seven annelerimizin bize olan aşkı, aşkların en büyüğüdür.
             
        Anneler bizim en önemli varlığımızdır. Onlar bize en büyük hediye yaratanın büyük bir armağanıdır. Annelerimiz hayattayken onların değerini bilelim onlara sımsıkı sarılalım ve sevgimizi sakınmadan çekinmeden onlara göstermeye gayret edelim, sadece bugün değil hergün. Çünkü yarın çok geç olabilir..

İskele

      

          Bu iskele kadar yalnız, sessiz ve sakin olmak istiyorum ... Ruhuma ve bedenime bu iyiliği umarım yapabilirim. Özellikle bedenim üzgünüm seni hiçbir zaman yalnız bırakmadım hep ruhumu kıskandın durdun.  Çünkü ruhum çoğu zaman yalnız, sessiz ve sakinken bedenim hep bir şeylerle ve kimselerle bu dengeyi bozarak insanların ruhlarını ve kalplerini satın almış ve bedenini ruhunun bir parçası gibi göstererek birçok kimseyi sevgili sıfatıyla yanı başında taşımayı başarmıştı. Başarı değildi aslında ama o bunu başarı sayıyordu işte, ne büyük bir aptallık. Bu sentez ikileminde hep kendi içinde savaşıp durdu bu kalp. Bir iç savaş vardı ruhu ile bedeni arasında ve artık barış imzalama zamanı. Bu barış ancak kendim olmaktan geçiyor. Bu tan vakti işte tam vakti ve bu vakit  beni düşüncelere sevkediyor. Tan vakti sessizliği, hayatımda yeniden yeni bir karar vermemi sağladı. Umarım  ruhuma ve bedenime bu iyiliği yapabilirim. Bu iskele kadar yalnız, sessiz ve sakin olmak istiyorum..

İnan pek iyi değilim aslında pek birşeyim yok

          Nasılsın, İyi misin, huzurlu musun? Bulabildin mi o hep bahsettiğin gerçek mutluluğu..
          
          Ben mi? İyiyim ben hep aynı bildiğin gibi iyiyim işte. Bilirsin yüzümde o bitmeyen gülümseme beni mutlu gösteriyor işte. Yalandan sevmeler, seni seviyorumculuk oyunları, bitmeyen geceler, başlamayan sabahlar, stabilize duygular, geç kalınmışlık hissi, pişma… ya da her neyse işte..
          Saçlarım seyreldi birazcık ona canımı sıkıp duruyorum bu aralar ama belli etmiyorum, tahmin etmişsindir sanırım gurur yaptığımı. Geçenlerde bir şey öğrendim, yollar farklı ve zıt olsa dahi bir manevrayla yolları kesiştirebilme yeteneğine sahipmiş insanlar. Ne saçma değil mi, seninle ben, yollarımızın yanlışlıkla da olsa kesiştiğini bir düşünsene. Biz farklı yönlere bakıyor olurduk heralde ya da göz temasımız olsa bile görmemezliğe gelirdik birbirimizi. Bu uyku hapları da bazen böyle saçma düşüncelere sevk edebiliyor insanı. İki cümle kurayım derken sabah olmuş, birazcık gözlerimi dinlendirmeliyim ki gözlerimin şişliği belli olmasın. Bir sigara içip yatsam daha iyi olacak diyecektim ki o da bitmiş. Sigaramın dumanına benziyor hayal ve isteklerim sadece beni zehirliyor ve uçup gidiyor.
          Neyse iyi olduğumu söylemek istemiştim sadece senin iyi olduğunu duydum da. Bu arada ben de salağa yatıyorum şu aralar ve umursuzca davranıyorum. Kısa bir mutluluk yaşatıyor insana, bu kendime işlemeye çalıştığım karakteristik özellik ve sonra geçiyor gidiyor o mutluluk da.. Ne yapayım doğallık içime işlemiş benim. Hayatı benim karakterimle yaşamak daha güzel saf ve sek. Hep yaşamak olmaz değil mi, arada bir de ölmek gerek..
          Geçenlerde seninle en çok vakit geçirdiğimiz kumsala gittim. Dünya gittikçe daha da kötüye gidiyor. Eskiden manzarası daha güzeldi sanki kumsalın, ya da bana öyle geliyordu, ne bilim eskiden biz de güzeldik. Kesinlikle dünya daha da kötüye gidiyor.
         Ama ben iyiyim, gerçekten.. Sadece bazen saçmalayabiliyorum…

Neyse ki cesedim yakışıklı olacak

          Bazen migrenim tutuyor, bazen de tansiyonum çıkıyor. Kimi zaman kalbime bir sızı, kimi zaman da beynime bir sancı saplanıyor. Diş ve midemden toplam dört kez ameliyat oldum,  şimdi de fıtık. ameliyatları beşlemek gerek uğurlu forma numaram.. Kalp çarpması, baş dönmesi, iç daralması, ecelini bekleyen ihtiyarlar gibiyim..
          Hayata dair motivasyonum düşüyor böylelikle. İş hayatı desen o da iyi gitmiyor. Sonrasında da sigara üstüne sigara, bir de vazgeçilmezim su ve bitkisel çaylarım. Başucumda sürekli duran ilaçlarımdan bahsetmiş miydim..
           Dün geceden beri belim ağrıyor. Bazı sabahlar gözümün içine sanki iğne batırıyorlar, bazı gecelerde sanki kafama çekiçle vuruyorlar. Yirmibeş yaşındayım ve aklınıza gelen her ne sağlık sorunu varsa bende var. Erken öleceğim galiba ölüm de yaşamın bir parçası. Bazen İyi tarafından bakmak gerek hayata bardağın dolu tarafı misali. ...
          Neyse ki cesedim yakışıklı olacak …